“Gidin, bana bu yeryüzü üzerinde öyle bir yer bulun ki, bütün kralların, bütün hükümdarların gözü kalsın. Öyle bir yer bulun ki, hiç kimse gözünü ordan ayıramasın. Gidin bana yeryüzünün cennetini bulun.” diye görevlendirmişti II.Attalos akıncılarını. Akıncılar, bu emirle işin zorluğunu, bir anlamda olmazlığını bile bile yola koyulmuşlar, diyar diyar dolaşmışlar. Haftalarca, aylarca dolaşmışlar ama, krallarının istediği gibi bir yere bir türlü rastlayamamışlar. Ta ki, bir gün Çubuk Beli diye anılan yolu aşıp da, yeryüzü cennetinin kapıları, Toroslar'ın eteklerinde, çamların arasından Akdeniz'in büyülü bir akşamına açılıncaya dek!
Tepeleri karla kaplı Beydağları, el değmemiş ormanlarının yeşilliği, batan güneşin tutuşturduğu gümüş kıyılar ve denizin o çivit mavisi, soluklarını kesmiş Bergamalı akıncıların. Toroslar'dan aşağılara indikçe, dünya cenneti bir ovanın rengarenk bereketiyle sarmalanmışlar. En sonunda bugünkü Antalya kentinin bulunduğu yere geldiklerinde karşılarına çıkan eşsiz doğal güzelliği karşısında cenneti nihayet bulduklarını düşünmüşlerdi. Buradan dörtnala kalkıp Bergama'ya dönen akıncılar kralın huzuruna varıp “Emriniz üzere cenneti bulduk!” demişlerdi. Kral Attalos akıncılarının “Cennet” dedikleri yeri bir de kendi gözleriyle görmek istemişti. Akıncılar yine öne düşmüşler, Kral Attalos arkalarından onları izlemişti. Bugünkü Antalya'nın bulunduğu yere vardıklarında Kral Attalos da cennete geldiğini kabul etmiş ve burada derhal büyük bir kent kurulmasını emretmişti.
Bu doğal güzellikler içinde Bergamalılar kısa zamanda görkemli bir kent kurdular ve bu kente, Kral Attalos'un adına izafeten “Attaleia” adını verdiler. Sonraları bu ad sırası ile “Stelai”, “Satalya”, “Adalya” ve “Antalya” olarak değiştirildi.
Antik devrin coğrafyacısı Strabon, Antalya'yı şöyle anlatır: “Phaselis'den sonra Pamphylia'nın başlangıcı ve büyük bir kale olan Olbia'ya ve oradan, büyük hacimde ve sesi uzaktan duyulabilen, çok şiddetle yüksek bir kayadan aşağı çarparak düşen ve Kataraktes olarak anlatılan nehre varılır. Bundan sonra Attaleia kentine gelinir. Adını kurucusu Attalos Philadelphos'dan almıştır. O, aynı zamanda büyükçe bir surla çevrilmiş küçük bir çevre kasabası olan Korykos'a da bir koloni göndermiştir. Hem Thebe, hem de Lymessos, Phaselis ile Attaleia arasında görülebilir. Kallisthenes'e göre, Trojalı Kilikyalılar'ın bir kısmı Thebe ovasından Pamphylia'ya sürülmüşlerdir.”